Bu hayatta yaptığımız en büyük haksızlık nedir? Büyük ihtimalle bunu hiç düşünmemiş olabilirsiniz. Bence en büyük haksızlık ‘kayıp bir hayat’ . Kendimize yaptığımız en büyük haksızlık, cesaret edemediğimiz için yaşanmamış bir hayatın içinde kaybolmaktır. Hayallerimizi erteleyerek, korkularımıza teslim olarak ve başkalarının beklentilerine sıkışarak geçen yıllar, geriye dönüp baktığımızda pişmanlıkla dolu bir boşluk hissi yaratır. Oysa hayat, biz onu yaşamaya cesaret ettiğimiz ölçüde gerçektir.
Çoğumuz, bir gün için planlar yaparız; o gün geldiğinde mutlu olacağımıza, rahatlayacağımıza inanırız. Ama zaman geçtikçe o ‘bir gün’ hep uzak bir gelecekte kalır. Kaybettiğimiz tek şey zaman değildir, ruhumuzun özgürlüğü ve yaşanamamış bir hayattır. Başarısız olacağız mutsuz olacağız diye atamadığımız adımlar, hayat boyunca hata yapmaktan korkar hale getirir bizleri. Oysa gerçek kayıp, hiç denememektir.
İçimizde saklı tuttuğumuz hayatı özgür bırakmadıkça, yaşadığın hayatın sahibi de sen olmuş olmayacaksın.
Hayalindeki sen: Belki piyanonun tuşlarına dokunduğunda ruhunu notalara işleyen biri, belki her fırça darbesinde dünyayı yeniden resmeden bir ressam ve renklerin içinde kaybolup hayalindeki manzaraları gerçeğe dönüştüren biri. Kim bilir belki de kelimelerle dünyalar kuran bir yazarsın, belki yıldızlara dokunmak isteyen bir hayalperest, belki de sadece deniz kenarında huzur bulan bir gezgin…
Peki, tüm bunları hayal ederken ya da bir gün gelecek ve bunu yapıyor olacağım derken yaşadığın hayatta hangi gün, hangi yıl hayalindeki seni gerçekte yaşıyor olacaksın? Hayalindeki sen, seni daha ne kadar bekleyecek?
Hayatta her şeyin bir anlamı varken; sen, sana anlamlı gelen her şeyi yaşamadan gitmemelisin hayattan. Ruhunun iyi hissettiği, kendini bulduğun ve kendini yaşadığın günler olmalı ve o günlerin sayısı az olmamalı. Çünkü sen ruhunla, varlığınla bu hayatı yaşamaya değersin, unutma!